Bulut Tanrısever

İlk kitabıma dair karışık notlar

Tarih: 29 Şubat 2020 CumartesiSaat: 12:30Okuma Süresi: 8 dk. 22 sn.Yazar: Bulut Tanrısever

birazdan anlatacağım hikayeyi bir yerlerde görürsem dava açarım arkadaşlar ona göre :d

burası bir ada. ada anlamını yitirmişler(açıklama gerek)(sevilen insanın ölümü, sevgiliden ayrılmak, değer verilen bir şeyi kaybetmek, hedeflere ulaşamamak, hedefe ulaştıktan sonra yaşanan boşluk, hissizlik)den oluşmakta. kasvetli. kıyıya gelindikçe insanlar anlamsızlığı  kabullenmiş, fakat adayı terk edemiyorlar. bir şeyler eksik olmalı onlarda da. belki bir kurtuluş arıyorlardır. adadan ancak kendileri olduklarında çıkabilirler. fakat daha önce hiçbir şeyi özgür olarak yapmadıkları için özgür olmayı ve dolayısıyla kendileri olmayı bilmiyorlar.

-hangi ağızdan anlatılabilir?

iki kitaba ayrılabilir: 1) ada öncesi 2) ada şeklinde

her yerde, özellikle adanın merkezindeki en korkunç olarak adlandırabileceğimiz yerde, acıdan inleyen insanlar var. delirmişler. tek zararları kendilerine, kafalarının içerisindeki sesleri susturamıyorlar ve her geçen gün daha da kötüye giden bir halleri var gibi. adaya yeni gelenler buradan spawn oluyor. bu kısımdaki insanlar etraflarında olanı biteni kavrayamayacak şekilde travmatik halüsinatik deneyimler yaşıyorlar. bu yüzden kendi iç sesleri yetmezmiş gibi her gün sayıları artmakta olan ada popülasyonunun yeni üyeleri gittikçe kafalarını patlatacak hale getirmekte.

ada aslında insanların içine düştüğü mental hapishaneyi temsil ediyor. kurtulamadığımız düşüncelerimiz... bunu şiddetli olarak yaşayanlar iç kısımda, balta girmemiş ormanların içerisinde ışıktan mahrum kaotik bir yerde. kurtulamadığı düşüncelerinin az çok farkında olan insanlar ise bu düşüncelerden kurtulmanın yolunun ancak onları oradan çıkaracak bir gemi, bir kurtarma ekibi ile olacağı sanrısında. ama o gemi hiçbir zaman gelmeyecek. kurtuluş sadece tek biletlik. bu zamana kadar kurtulan insan bilgisine rastlanılmadı. ancak adada kaybolan insanlardan söz ediliyor (aslında kurtulanlar). bir sürü içerisinde olan kişi (topluluk) (kıyıdakiler nispeten birlik halindeler, sosyalleşiyorlar) buradan asla çıkamaz. ancak kaybolan, ayrılan, kendi yoluna giden kurtulur. kaybolanlardan haber alınamadığı için kurtuluşun yolları bilinmiyor.

ve şöyle de bir durum var. bu adada geçirilen süre ile gerçek hayatta geçirilen süre aynı. kimi insanlar kurtuluşuna ancak ölmeden belki 15 20 saniye önce ulaşabiliyor. bu tamamen kişinin kendisini keşfetmesi ve kendi değerlerini yaratmasına başlamasıyla alakalı.

ana karakterin kişisel gelişimi adanın merkezinden kıyı tarafına geçişle gerçekleşecek. adadan kurtulmayı başaran biri olmasını istiyorum -okuyan kişilere belki de bir hayat rehberi olabilmesi adına-. aslında hatırlarsanız bir zamanlar macera tüneli kitapları vardı, kitabın hikayesinin tamamen okuyucunun seçimlerine bağlı olduğu. bu tarz yazmayı da düşünebilirim. bu sayede okuyan insanlar kendi seçimlerinden ve onların getirdiği sonuçlardan kendileri sorumlu olur. herkes ışığı görmek zorunda değil. herkes adadan kurtulmak zorunda değil.

hayatımızda bazı anlar vardır. bu anlarda daha önce hiç görmediğimiz bazı insanlarla karşılaşırız. karşılaşmış olduğumuz bu kişilerle hiçbir iletişim kurmadan, sadece bakışarak birbirimize binlerce şey anlatırız, birbirine benzer yollardan geçmişizdir bu kişilerle. anlatmak istediğim ilk görüşte aşk gibi bir şey değil. aşk değil çünkü. yaşanılan sıkıntıların benzerliği olabilir. belki iki şairin karşılaşması olabilir. adadan kurtulan insanlar da, adada her ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, gerçek hayatta birbirlerini asla tanımayacaklar. ancak dediğim gibi, bakıp da içini okuyabildiğimiz insanlara denk geliriz hayatta. eski ada sakinlerinin de, eğer bir şekilde yolları kesişirse, benzeri şeyler hissetmelerini bekliyorum.

adaya nasıl gelindiği ve adadan nasıl gidildiği üzerine... 

"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." Franz Kafka - Dönüşüm

işleyen çarkların içinde gregor samsa kimliği unutulmuş ve sadece çalışarak ailesine ve şirketine sağladığı imkanlar ile bilinen bir insandı. çalışmaya imkanı olmadığı , böcek olarak uyandığı ilk günden itibaren hayatı büyük ölçüde değişmiş ve bitcoin gibi değeri dibe vurmuştu. benim hikayemde de karakterin adaya böylesi bir giriş yapmasını istiyorum. belki de bir daha uyanmamak için yattığı yatağında sabah (aslında karanlığa uyanacak) kendini bu adada bulacak. yaşanılan varoluşsal acının boyutunu ada metaforuyla anlatmak istiyorum. dünden daha kötü hissettiğin ilk gün aslında sen de bu adanın bir vatandaşı olmuşsundur.

kurtuluş da yine bir güne uyanış ile olacak. bir gün, her şeyin, sen olmalarını istediğin şekilde oldukları için ne kadar güzel olduklarının farkına vardığında başka birçok şeyin de farkına varacaksın. seni tutsak eden şeylerin bir bir ayırdımına varıp onların üstesinden geldiğinde... işte öyle bir sabah olduğunda mental olarak özgürsün demektir. unutma. onların ne olduğunu bilmen yeterli değil. onları aşman gerekli.

ana karakterin kurtuluşuna giden adımlar kıyıdaki kişilerle yaptığı konuşmalardan sonra sahip olacağı birtakım düşünceler sayesinde olacak. bazı şeylerin(açıklama gerek) farkına varmaya başlayan karakter olmasını bekliyorum kıyı topluluğundan . tabii ki bir anda -biz aslında bizden olmamız istenen sahte kişiliklerden ötürü kendi yarattığımız bu adaya düştük ve burdan ancak kendimiz olduğumuzda çıkacağız. gibi bütün hikayeyi tek cümlede açıklayabilecek bir aydınlanmadan söz etmiyorum. böyle bir cümle ancak okuyucunun farkına varabileceği bir şey olmalı. kitabın son sayfalarına kadar okuyucunun bile bu adanın gerçekten okyanusun ıssız bir köşesinde yer aldığını sanmasını bekliyorum. bu yüzden karakterin gelişimi boyunca bu gerçeklikte delikler açacak farkındalıklardan okuyucuyu uzak tutmayı bekliyorum. bir gün topluluktan birisi bir dertten yakınmaya başlayacak, bunu insanlarla paylaşacak, onlarla geçirdiği süre boyunca ulaşmak istediği asıl sonuca ulaşamayacağının farkına varınca birden ortadan kaybolacak. topluluk bu kişinin nereye kaybolduğu konusunda fikirler üretmeye başlayacak fakat fikirleri bir sonuç üretmeyecek. adada bir katilin ya da doğaüstü bir yaratığın varlığından söz edilecek (aslında böyle bir şey yok). günler sonra kaybolan kişi unutulmaya başlanacak. derken topluluktan bu sefer başka biri zihninde birtakım elektriklenmeler yaşayarak bir şeylerden söz edecek, kaybolanın neden kaybolmuş olduğu üzerine. ve kısa bir süre sonra o kişi de kaybolacak. böyle küçük ipuçlarıyla ana karakterimizin düşünsel süreci başlamış olacak ve geçmişiyle yüzleşmeye ve geçmiş hayatındaki sorunlarına dair çözümler üretmeye başlayacak.

aslında hepimiz o sabahı bekliyoruz.


Bu Yazı "154" Kez Görüntülendi.

Etiketler:

İlginizi Çekebilir:
Daha çok trip

güzel olmayan günlerin bir o kadar da güzel olmayan sabahları…ne demiştik, ”okudum dersin gülerek sonrası,sonrası gelir zaten.”

Okuma Süresi 0 dk. 53 sn.
Okuma Modu
Tüm Hakları Saklıdır © Copyright 2019