Bulut Tanrısever

Vasiyet

Tarih: 20 Mart 2021 CumartesiSaat: 14:00Okuma Süresi: 6 dk. 41 sn.Yazar: Bulut Tanrısever

Her boktan ihtimali düşünmemiz gerektiğine inanıyorum hayatta. Siz bu yazıları okurken, ben Erzincan soğuğunda götüme kadar terliyor olacağım. Belki ranzamda yanıma aldığım kitapları okuyor olurum. Ya da yanımda götürdüğüm mızıkadan bir şeyler öttürüp milletin başını şişiriyorumdur. En ummamanız gereken bir ihtimal daha var. İşte bu yazı, o ihtimal için çok öncesinden yazıldı.

Her insan gibi ben de hayata fırlatıldım. İyi kötü bugüne kadar geldim. Nasıl geldim? Belki bir başka yazının içeriği… Sevdim, sevildim. Hayal kırıklıklarım da oldu, mutluluktan uyuyamadığım günler de. Hatırlıyorum da, üniversite sınavının açıklandığı gün mesela benim için mutluluğun zirvenası olmuştu. İnsanın daha büyük mutluluklar için daha küçük mutluluklardan vazgeçtiği, ve sonradan o büyük mutluluğa ulaştığı hikayeleri vardır. Bir de insanın kafatasında taşıdığı bir şey var. Tüm hazlara belli bir ömür biçen o kıvrımlı yapı. Ne mutluluğum olduysa hayatta, son kullanma tarihleri geçtikten sonra beni tatmin etmez oldular. Bunu yargılamaktansa, bunun hayatın doğal akışının bir parçası olduğunu kabullenmek önemli.  Seçtikçe akışın içerisinde farklı yerlere yöneliriz. Macera Tüneli kitaplarını hatırlayanınız var mı bilmiyorum. Kitap, sizin seçimlerinize göre sizi farklı sayfalara yollardı. Bu yazı, “hass.. abi bu seçimde karakter ölüyo’.” cümlesini bana söyletecek ne yaptıysam onun adına yazıldı.

Eğer ölürsem, üzülmeyin. Ben yaklaşık 6 aydır her hafta sonu, bir gün öleceğim gerçeğini kendime hatırlatmak için bir e-çizelgeye hayatta doldurduğum haftaları çiziktiriyorum. Bir gün öleceğimi bilerek yaşamanın bana kattığı özgürlüğü artık çok iyi hissediyorum. Zamanın farkında olarak yaşamak aslında her insanın ihtiyacıymış. Burada elimizde iki seçenek var. Biri, vakit geçiyor diye kederlenmek; diğeri ise vakit geçtiği için bir şeyler yapmak adına cesaretli hissetmek. Ben, ikinci seçeneğe çok ihtiyaç duydum.

Ölüm için söylenen birçok söz var. Bizler insan olduğumuz için, kafamızda diğer canlılara kıyasla daha gelişmiş bir beyin taşıdığımız için, yaşam ve ölüm adına çok büyük sözler edip bu ikiliye çok büyük anlamlar yüklüyoruz. Oysa ikisi arasında çok ince bir çizgi var ve ikisinde de yer almanın aslında bir farkı yok. Yaşamak, yaşatmak; ölmek ya da öldürmek… Bir hiçken bir şey olmak. Bir şeyken bir hiç olmak. Hepsi bize dahil, hepsi bizden. Bugün bir hücren öldü diye yas tutmazsın. Unuttukların için kendine üzülür müsün mesela? Bazen unutmayı her şeyden çok istersin. Unuttuğun zaman, beynindeki ulaşım yollarından biri trafiğe kapatılmıştır. Ya da beynindeki bir hücre ölmüştür,  ve senin artık ona erişimin olmaz. İç organların bile bir gün sana veda etmek için uğraşıyor. Böylesine vedalarla dolu bir yerde ölmeyeceğim diye tutturmak niye? Üzülmeyin, çünkü hayatın devam edebilmesi için hayatta olmama durumunun da devam etmesi gerek. Boomerların 500 yıl yaşadığını düşünün mesela. Hayat ne çekilmez olurdu. Bugün genç olan bizler de geleceğin boomerları olma yolunda ilerliyoruz (ben hariç). Acaba hangi teknolojik aleti kullanmayı beceremeden öldüm?

Her şeyden önce, bu deneme sürümüm eğer vaktinden önce biterse, sizden benim adıma gerçekleştirmenizi istediğim şeyler var. Benim vaktim, yazmak istediğim ilk kitaba yetmedi. Kitaba dair fikirlerimi blog üzerinde paylaşmıştım. Aranızdan kalemine güvenen birinin bu hikayeyi yazmasını istiyorum. Kitabın getirisi olursa yarısı kendisine kalsın, diğer yarısına paso ağaç diksin, ortalığı yeşertsin. Ne o öyle beton beton geziyorsunuz, yakışıyor mu size :d Ayrıca, ölü bedenim üzerine verilen paranın da yarısı ağaç dikmek için kullanılsın. Öyle çam ağacı dikmek yok ama. Güzelce şöyle elma, armut, erik, dut falan. Yesinler yani insanlar. Yok, illa çam ağacı dikeceğiz diyorsanız onun iğnelerinden kolonya yapın. Gerçekleştiremediğim hayallerimden biriydi. Pandemi öncesi nasıl yapıldığını öğrenmiş olsaydım belki köşeyi dönerdim.

Çalınan geleceğimin özrü için verilen paranın diğer yarısı annemle babama ayrı ayrı verilsin.  Gidip Karadeniz turu yapsınlar, şehir şehir gezsinler. Yok öyle evde muhabbet kuşu gibi cik cik etmek. Ne diye geldiniz yahu dünyaya? Birbirinizi çok sevin, kalan ömrünüzü de dertsiz tasasız sımsıkı sarılı geçirin. Günü gelecek bu yazı da unutulacak. Bir kez söyleyeceğim her şeyi. Sonra harekete geçin.

Kıyafetlerimin yüzde doksanını bağışlayın. Kitaplarımın çoğunu sattım ama, kalanlarını arkadaşlara dağıtın. Telefonlarımı (Blackberry, diğer eski telefonlar)imha edin. Laptopu ancak formatlayıp kullanabilirsiniz. Fotoğraf makinesini satabilirsiniz; Zenit lensi saklayın ama. Bu kadar çok eşyanın ardımda kalmasını istemiyorum. Bakıp bakıp üzüleceksiniz çünkü, iyi biliyorum. Kredi kartımda Chess.com aylık üyeliği devam ediyor olabilir, onu iptal edin. Blogu ne yaparsınız bilmiyorum. Benim yazmadığım şeylerin paylaşılmasını istemiyorum. Bıraktığım gibi kalmasını istiyorum eğer uzatacak olursanız. Namazımın kılınmasını istemiyorum. Aksi, benim düşüncelerime yapacağınız en büyük saygısızlık olur. Bağışlayabildiğiniz kadar organı bağışlayın. Kalanımı da nereye isterseniz gömün. Ziyaret edeceğiz diye dert de edinmeyin. Yaşadım ve ayrıldım; benden önceki milyonlar gibi. Gelip dua okumadınız diye yukardan bakıp size kızmam J

15 dakika düşündüm. Daha da paylaştıracak bir şeyim olmadığını fark ettim. Kimsenin kaderini burada yazdıklarım ile değiştirmek istemedim (iyi birkaç önerim dışında). Kendi hayatınızı sizden başka kimsenin daha iyi yönlendiremeyeceğine inanıyorum.



Bu Yazı "66" Kez Görüntülendi.

Etiketler: olmek, falan, ne, ekliyim, ben, simdi, buraya, ahahah

İlginizi Çekebilir:
2. Konteynır Bahadır

Onlardan nefret ediyorum. Onlar gibiler o yağlı vücutlarıyla ve sosis parmaklarıyla benim gibileri..

Okuma Süresi 5 dk. 11 sn.
  Geri Dön
Okuma Modu
Tüm Hakları Saklıdır © Copyright
Bu site bugra.work tarafından hazırlanmıştır.