Bulut Tanrısever

Neden Bazı İnsanların Erkeklerle İlgili Sorunları Var?

Tarih: 12 Ocak 2021 SalıSaat: 16:55Okuma Süresi: 18 dk. 27 sn.Yazar: Bulut Tanrısever

Misandri kelimesi birçoğunuzun internette kullandığı İngilizce – Türkçe sözlüklerde yer bile almıyor olabilir. Fakat kendisi tüm gerçekliğiyle ortadadır. İsmi bile olmayan bir gerçeklik; ancak, tüm çıplaklığıyla gözler önünde.

Hepimiz misojini kelimesine az çok aşinayız: kadın düşmanlığı. Bu konu yıllardır derinlemesine araştırılıyor zaten. Erkek düşmanlığı, ya da daha geniş tanımıyla, erkeklere duyulan nefret, öfke ve hor görme anlamına gelen misandri kelimesine ise nispeten daha yabancıyız.

Bu konunun da misojini gibi göz atılmaya değer yanları var, çünkü misandri yalnızca kadınlara özgü bir şey değil. Aslına bakarsak, sokaktaki en erkek düşmanı güruhun erkeklerden de oluşabildiğini görebiliriz.

Misandrinin ayrı ayrı incelememiz gereken farklı düzeyleri, sebepleri ve boyutları vardır.

 

  1. Gerçekliği

Şunu kabul etmeliyiz ki misandri, kısmen misojiniye, ve kadınların erkekler tarafından gerçek ya da algısal bir biçimde baskılandırılmasına tepki olarak verilmiş karşılıktır. Bunun aslında Newton fiziğinden ya da Marx diyalektiğinden pek bir farkı yoktur: Duvara kafanızı ne kadar sert vurursanız duvar da kafanızı o kadar çok acıtır. Misojini, misandriyi yaratır.

  1. Dünü

Misandrinin tarihsel temeli de bulunmaktadır. Geçtiğimiz yüzyılın canileri genellikle erkeklerden oluşmuştur: Hitler, Stalin, Pol Pot, İdi Amin, Charles Taylor, Çavuşesku, Sırp Kasabı Slobodan Milosevic, Saddam Hüseyin ve Osama Bin Ladin… Fakat, tarihin yanlış şekilde yorumlanması bu cani sayısından aşağı kalır nitelikte değildir.

Öncelikle, bu insanların caniliğinin erkek olmayla değil güç sahibi olmakla alakası vardır. İkincisi, kadınların da mutlak güce sahip olduğu bazı durumlarda gerçek birer tirana dönüştükleri gerçektir. Üçüncüsü, tarihte cani insanlara karşı mücadele vermiş, bu mücadele sırasında hayatını kaybetmiş ya da görevini başarıyla gerçekleştirmiş erkek kahramanları göz ardı edemeyiz. Erkekleri yalnızca kötü adamlar olarak göstermek ve kötü kadınları (isim belirtilmedi) ve iyi adamları görmezden gelmek, ilim noksanlığı ve kısa vadeli siyaset yürütmektir.

 

Ülkesinden birtakım imtiyaz koparmak isteyen beyaz iş insanlarına kendini taşıttıran İdi Amin’i salt bir şekilde “erkek” olarak görmek sizce ne kadar doğru bir tarih okuyuculuğu olurdu?

 

  1. Bugünü

Kuzey Amerika'daki tüm cinayetlerin yaklaşık yüzde 90'ı erkekler tarafından işleniyor.  FBI'ın “En Çok Arananlar” listesindeki ilk 10'un tamamı genellikle erkek. Enron'dan Bernie Madoff'a yakın zamanda tutuklanan şirket CEO'larının ve CFO'larının çoğu erkekti; Martha Stewart ise düşük düzeyde bir istisnaydı.

Olaya bu şekilde baktığınız zaman misandrinin gerçek bir temeli varmış gibi görünür. Fakat bu Cyclops sendromundan farksızdır: yalnızca tek gözle, tek boyutlu olarak  ve gerçeğin yalnızca yarısını görmek demektir.

Bu sendromda olan kişiler (Türkçe’de tepegöz diye de geçer), erkeği bir azınlığın eylemleriyle klişeleştirir, istisnaları kural olarak tanımlar, çoğunluğu görmezden gelir ve daha temiz, daha net (sözde) bir resim için kadın tiran azınlığını da görmezden gelir.

Katillerin çoğu erkektir, ancak çoğu erkek katil değildir ve bazı kadınlar öyledir. Bu roket bilimi değil sayın feminist birey.

 

  1. Kişiselliği

Misandri de misojini gibi bazı kişilerde temelini bireysel deneyimlerden almaktadır. Birçok kadın, erkeklerle olumsuz deneyimleri olduğundan bahsetmektedir: babalarıyla (genellikle), ağabeyleri veya kardeşleriyle, sevgilileri veya eşleriyle, iş arkadaşlarıyla vs. Ama sanırım hepimiz hem karşı cinsten hem de kendi cinsimizden kişiler tarafından incitildik. Bununla birlikte, bir azınlık örneğini alıp  genel üzerine tahminlerde bulunmak, anlaşılabilir olsa bile, kesinlikle talihsizdir.

Bugün Avrupa-Amerika'da erkek ve kadın düşmanlığının ne kadar yaygın olduğu net değil. Herhangi bir cinsiyet tutum anketi istatistiği bulamadım. Suistimalin daha çok tarihsel anlayışa mı yoksa kişisel deneyime mi yoksa cinsiyet politikasına mı dayandığı da net değil; ama kesinlikle, erkek düşmanlığı da kültürümüzün derinliklerinde yatıyor.

 

  1. Politik şeytanlaştırma

Bu yeni cinsiyetçilik, tersine cinsiyetçilik, feminist ve feminist yanlısı literatürde – ya da propagandasında - oldukça yaygındır ama kitleler tarafından büyük ölçüde göz ardı edilir. “Elinin makine yağıyla feminizmi eleştiremezsin!!!!!11”  Ancak epeyce feminist erkekleri cinsiyetçi terimlerle açık açık eleştiriyor.

Marilyn French hayatta iken erkeklere “düşmanlar” derdi. Germaine Greer bir yazısında “Kadınlar erkeklerin onlardan ne kadar nefret ettiğinden habersizler.” yazmıştı.  Betty Friedan, ev hayatının kadınlar için "rahat bir toplama kampı" ve kocalarınsa birer “Schutzstaffel” gardiyanı  olduğunu söyler. Rosalind Miles erkekleri “ölüm cinsiyeti” olarak niteler. Valerie Solanas, "Erkekleri Kesmek Derneği" adlı SCUM Manifestosu’nu yazdı ve Robin Morgan bu nefret içeriğini mecburen yayınladı. Alice Walker'ın The Color Purple'ı  tamamen misandrist olmasına rağmen Pulitzer'i kazandı. Terry McMillan’ın eserleri de öyleydi. Bu kitapların filmleri de kadınlar arasında oldukça popülerdi.

Özetle arkadaşlar, erkek düşmanlığı satar. Eseriniz okunmuyor mu? İçine erkek katlettikçe özgürleşen bir kadın birey ekleyin. Tutması kaçınılmazdır.

 

 

Tam da böyle bir şey olması gerekiyor. Kendisi bir Spotify yayınıdır.

 

  1. Melekleştirme

Erkeklerin politik olarak şeytanlaştırılması, kadınların ahlaki iki kutuplu ve tamamen cinsiyetçi bir cinsiyet değerlendirmesinde melekleştirilmesiyle tamamlanmaktadır: kadın = iyi ve erkek = kötü.

Elizabeth Cady Stanton 1848'de şöyle demişti: "Bana göre, o [erkek] her ahlaki erdemde sonsuz derecede kadından aşağıdadır." Maria Montessor: “Belki de kadınların hükümdarlığı, yani antropolojik olarak üstünlüklerinin gizeminin deşifre edileceği o zaman, yaklaşmaktadır. Kadın her zaman insan duygularının, ahlakının ve onurunun koruyucusuydu."

Ve daha önce de belirttiğim gibi, sadece erkek aleyhtarı olan insanlar kadınlar değil. Antropolog Ashley Montagu’nun şöyle bir açıklaması var: "Kadın hayatın yaratıcısı ve besleyicisidir; erkek hayatın mekanizasyonu ve yok edicisidir. Kadınlar insan ırkını severler; erkekler genel olarak ona düşmanmış gibi davranırlar. Erkeklere nasıl insan olunacağını öğretmek kadınların görevidir." Vurguladığı şey şu: “ insan olarak kadınlar; insanlık dışı olarak erkekler.”

Sonra bir kez daha, Liberya Devlet Başkanı Ellen Sirleaf Johnson'a geçenlerde şu soru soruldu: " Liderlik pozisyonlarında daha fazla kadın olursa Afrika’nın geleceğinin barışçıl ve savaşsız olacağını düşünüyor musunuz?" Klasik bir erkek aleyhtarı damarla cevap verdi: "Bundan hiç şüphem yok. [Kadınlar] insanlığa karşı bir duyarlılığa sahip. Belki anne olmaktan geliyor." (Time, 11 Mayıs 09:6).

 

  1. Karşıt savaş

Misandri 1990’lı yıllarda oldukça arttı; fakat cinsiyetler arası mücadelede pusula “kadın düşmanlığı”nı göstermekteydi. Susan Faludi, “Backlash: The Undeclared War Against American Women” (Geri Tepme: Amerikan Kadınlarına Karşı Açıklanmayan Savaş) isimli eserinde medyanın feminizm eleştirisine değindi – aslında ortada savaş falan yoktu – ve Pulitzer ödülü kazandı.  Marilyn French daha da ileri gitti ve “The War Against Women”(Kadınlara Karşı Savaş)'ı yazdı. Kanada'da Marc Lepine'in bir okul cinayetinde 14 kadını öldürmesinin ardından, federal olarak finanse edilen Kadının Statüsü Komitesi, bir önceki yıl öldürülen 117 kadına atıfta bulunan, ancak aynı yıl öldürülen iki katı erkek sayısını görmezden gelen "Kadınlara Karşı Savaş" başlıklı bir rapor sundu.

Misandri, erkek cinayet kurbanlarını politik sebeplerden ötürü görmezden gelmeye devam ediyor.

 

Bu cinayet çizgisinin üzerine bir adet penis çizecek olursanız kurbanı yalnızca bir istatistiğe dönüştürmüş olursunuz.

 

  1. Hukuk

Erkekler, cinayetin başlıca kurbanlarıdır. Ama gerçeği boşverin. Siyaset her şeydir. ABD hükümeti Kadına Yönelik Şiddet Yasası’nı 1994 yılında kabul etti ve bunu kısa süre sonra Kanada'da benzer yasalar izledi. Erkeklere ve özellikle ABD’deki siyahi erkeklere ve Kanada Birinci Milletler erkeklerine yönelik çok daha büyük şiddeti ise unutun gitsin.

Kısmen, çifte standartlarımız ve seçici algıların Tepegöz sendromu sayesinde, yasama ve ihtiyaç arasında büyük bir ayrılık meydana geldi. Erkeklere karşı ayrımcılık yapan sadece adalet sistemi de değil; sağlık sistemi, eğitim sistemi ve refah sistemi de öyle. Bunların hepsi aynı yanlış kullanımın sonucudur. (Aşağıdaki referanslara bakın.)

 

 

  1. Popüler Kültür

Misandri artık popüler kültürde de kurumsallaşmıştır. Şaka kitapları, buzdolabı mıknatısları, tişörtler, kahve kupaları, gazete karikatürleri, TV sitcomları her zaman tüm erkeklerle alay ediyor. Cinsiyetlerin eşit şekilde birbirlerini aşağılama hakları yok, ki bu bazı açılardan muhtemelen iyi bir şeydir, ancak insan yine de aşağılama ihtiyacının neden kaynaklandığını merak ediyor.

Tişörtlerinde: "Kadınlar Yönetir. Erkekler Salya Akıtır" ve "Erkekler kokuyor. Onlara taş at." yazıyor (Cinsiyetler tersine döndüğünde mantıksız olacak bir şiddet savunuculuğu).

 "Ölü Erkekler Tecavüz Etmez." Elbette, çoğu yaşayan erkek de öyle. ::)

 "Çok fazla adam. Çok az mermi."

"Yarım beyinli bir erkeğe ne denir? Yetenekli."

Ve böylece devam ediyor.

 

Bir şaka kitabının adı  “Erkekler ve Diğer Sürüngenler” , diğeri ise “Bir Kedinin Bir Erkekten Daha İyi Olmasının 101 Nedeni”. Bu tür erkek aleyhtarlığının toplumdaki sonuçları net değildir, ancak bu tür olumsuz onaylamaların muhtemelen her iki cins üzerinde de olumsuz bir etkisi olmuş ve olmuş gibi görünmektedir. Bunlara örnek olarak:

  • erkekler arasında kendinden nefret etme,
  • erkeklerde tepkiselliğin neden olduğu kadın düşmanlığı
  • ve kadınlar arasında erkekleri hor görme verilebilir.

 

 

AHAHA NE KADAR KOMİK YAW KEDİM ERKEKLERDEN AKILLI EHEHEH :ddd

 

 

  1. Medya

Sitcomlarımız erkekleri beceriksiz aptallar ve genellikle aşırı kilolu insanlar olarak; kadınları ise mantıklı ve çekici olarak tasvir ediyor. Herkes Raymond'u sevebilir ama o bir aptal. Aynı aptallar her gece yeniden oynanıyor: Beavis ve Butthead, Trailer Park Boys, The Simpsons, Home Improvement.

Böyle bir cinsiyetçiliğe gülebiliriz, hatta onu cinsiyetçilik olarak bile tanımlamayız, ama ırkçılığa ya da cinsiyetçi kadın düşmanlığına gülmeyiz. Jean Kilbourne'un kadınları nesneleştiren reklamlar hakkındaki filmini taklit edecek olursak, "bizi yumuşak bir şekilde öldürüyorlar." da diyebiliriz. Hepimiz erkeklerin aptal olduğu mesajlarıyla sürekli bombardımana tutuluyoruz ve onları içselleştirmeseydik şaşırtıcı olurdu. Sitcomlar komedi olabilir ama onları izlemek okula gitmek gibidir: İkisinde de öğretilen değerleri ve tutumları öğreniriz.

 

  1. Yüksek Kültür

 

Sitcomlar düşük kültür olarak tanımlanabilir, ancak misandri her yerde. Dr. Phil (Ph.D.) kısa süre önce "Erkeklerin Nesi Var?" adlı bir gösteri düzenledi ve toplum içinde yerden yere vurmak için oldukça sefil erkeklik örnekleri buldu – ve bunu neredeyse tamamen kadınlardan oluşan bir topluluk önünde gerçekleştirdi. Ama elbette eşitlik "Kadınların Nesi Var?" demeyi de gerektirir. Şovunda ara sıra oldukça sefil örnekler ele aldı. Ama hayır. Bu eğlence ve kar için misandri yapmaktır. Eşitlik  bir gün şu isimde bir gösteri de talep edebilir: "Erkeklere Övgü!" Ama hayır. Yalnızca erkek düşmanlığı satar.

 

Benzer şekilde, Time dergisi şu incileri gazetecileri aracılığıyla yayınladı: "Erkeklerin etrafta sigara içerken, kahvehanelerde ve berberlerde otururken kadınların zorlu işleri yaptığı birçok ekonomi örneğine sahibiz." (Caldwell, 24.8.09: 23); ve bir diğeri, beyin aktivitesini tarayan yeni fMRI makinelerinden bahsediyor: "Erkekler sahiden de ahlaksız olabilir çünkü aksi şekilde olmaları için tasarlanmamış beyinleri." (Cloud, 17 July 2009). Yani beyin fonksiyonları ahlaki olarak erkekler için kötü olmalarını gerektirir, ama kadınlar içinse iyi. Bunu yazan 2 gazeteci de erkek bu arada.

 

  1. Cinsiyetçilik

 

Amerika'da Erkek Araştırmaları’nın  sahibi sayılan Michael Kimmel, Amerika'da Erkeklik adlı kitabını uzun bir erkek kötü adamlar listesiyle açıyor - bir kahramanla, çalışkan birisiyle, iyi bir babayla, Nobel Barış Ödülü sahibiyle, işe yarar bir Newton, Darwin, Freud, Einstein, Gandhi, Mandela, King, Carnegie Madalyası galibi ile değil. Bu harika. Daha sonra Erkek Yaşamları'nda (Men’s Lives) şu önerisiyle bu listeye daha fazla kötü adam ekliyor: "Belki de ülkedeki penislere bir uyarı etiketi yapıştırmalıyız. UYARI: BU ALETİ ÇALIŞTIRMAK SİZİN VE BAŞKALARININ SAĞLIĞI İÇİN TEHLİKELİ OLABİLİR." (2004: 565.). Bu etiketi kendi penisine takıp takmadığı merak konusu. Vaaz verdiği şeyi uyguluyor mu acaba? Oh, ne güzel. Ama bugünlerde erkekler için bu tarz tebliğlerde bulunan bir "bilim" var zaten: erkekleri insan dışı canlılar olarak göstermek (dehumanizing).

Bir önceki örnekten daha yanlış ve insanlık dışı gözlemlerden ikisi, Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Enstitüsü'ne ev sahipliği yapan Toronto Üniversitesi’nden geliyor. Hmm. Bir dizi başka üniversite de aynı misandriyi gerçekleştiriyor. Mart 2009'da, Kanada Aile İçi Cinayetlerin Önlenmesi Konferansı'na katılmam için bir davetiye aldım; ancak konferansa Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Şiddet Araştırma ve Eğitim Merkezi ev sahipliği yaptı. Konferansta tüm şiddeti işlediği şeklinde ima edilmesi dışında erkeklerden bahsedilmedi, onların da cinayet mağduru olduklarından bahsedilmedi. Şu bizim yazının başlarında verdiğimiz riyakarlıklara geri dönelim: erkekler = kötü, kadınlar =  iyi

 

 

Sonuç olarak: Misandry her yerdedir, kültürel olarak kabul edilebilirdir, hatta normatiftir, büyük ölçüde görünmezdir, doğrudan ve dolaylı olarak erkekler ve kadınlar tarafından öğretilir, gerçekliğe kördür, erkekler ve kadınlar için farklı şekillerde çok zarar verici ve tehlikelidir. Bu gönderi, misandriyi görünür kılmak ve onunla başa çıkmak adına – geçmişte misojiniyle, ırkçılıkla ve eşcinsellik karşıtlığında olduğu gibi- yazılmıştır.

 

 

Referanslar:

Synnott, Anthony. (2009). Re-Thinking Men: Heroes Villains and Victims. London: Ashgate.

 

Nathanson, Paul and Young, Katherine. (2001). Spreading Misandry. Montreal: McGill-Queen's University Press.

 

Nathanson, Paul and Young, Katherine. (2006). Legalizing Misandry. Montreal: McGill-Queen's University Press.

 

Nathanson, Paul and Young, Katherine. (2010). Sanctifying Misandry. Montreal: McGill-Queen's University Press.

 

https://www.psychologytoday.com/intl/blog/rethinking-men/201010/why-some-people-have-issues-men-misandry adresinden çevrilmiştir.


Bu Yazı "13" Kez Görüntülendi.

Etiketler: misandri, misojini, feminism, politics

İlginizi Çekebilir:
Özgüvensizlik

Kendini beğenmişlik hissini tatma imkanını yakalayamamış bedenlerde vuku bulur. İlerleyen boyutları kişiyi intihara bile sürükleyebilir.  İntihar vakalarının sebe..

Okuma Süresi 3 dk. 29 sn.
  Geri Dön
Okuma Modu
Tüm Hakları Saklıdır © Copyright